Evden işe giderken hangi güzergah olursa olsun, çoğunlukla motorlu taşıtların yoğun olduğu yerlerden geçmek zorundaydım. Bu yüzden bu zorunlu yerleri en aza indirebilmek için, mümkün olduğunca küçük ve sakin sokaklara girmeye gayret ediyorum. Bilmediğim yerleri de görmeyi istediğimden girdiğim sokaklar tanıdık caddelere hemen çıkmıyor, böylece yol uzadıkça uzuyor. Mecburen Göztepe'nin geçmediğim sokaklarından çapraz yönde caddeye inecektim. Sahili unuttum. Çünkü trafik ve egzoztan kaçayım derken garip garip sokaklara sapmıştım. Yolumun üstünde çoğunlukla gökdelenler olsa da aralarda kış günü açan güzel çiçekler ufak sürprizler yapıyordu.
Göztepe civarındaki tren yolu çevresinde öyle fazla yüksek katlı apartman, site ve rezidans (ne demekse) varmış ki. Bu kadar yüksek binalarda niye oturmayı tercih ederler hiç anlamam. Çok küçük bir alanda bu kadar sık ve yüksek konut planı modası geçecek mi acaba? Bunu ben ömr-ü hayatımda görebilecek miyim? Sanmam.
Bir önceki gece Volkan'la Jim Carrey'nin başrolünü oynadığı Yes Man-Bay Evet adlı filme gitmiştik. Havamdaydım herhalde epey güldüm. Filmde kendi yazıp bestelediği şarkıları geceleri 5-6 kişilik bir dinleyici grubuna söyleyen baş kız, sabahları 6'da daha kalabalık bir gruba liderlik ederek koşarken fotoğraf çekiyordu. Ben de 1 haftadan fazla süredir sabah yürüyüşlerimde ara ara fotoğraf çektiğimden kendimi anımsadım. Filmdekiler elbette benden çok daha sevimliydiler, koşarken çektikleri fotoğraflar da yamuk yumuk, flu ama çok hoştu. Ben uzun mesafe koşamam ama koşabilenlere bu şekilde fotoğraflı koşular öneririm. Çok eğlenceli olacağı kesin. Bir de filmde dedikleri gibi kıpırdamadan herkes fotoğraf çeker:))
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder